midesi bozuk,algısı akışkan bir sabahtı,
hiçliğini gördüm.
zaman geçti,
hiçliğimi buldum.
14 yaşında bir kız çocuğu doğurdum.
hoyrat,kızgın biraz,
kırgınım da biraz piçliğime.
her şey olabilirim, her şeyi yapabilirim.
ussum açık ama bilinçsizim.
hevesli tutkulara, yakalanmaya başladım bu aralar.
aklımın estiği yere koşarak gidiyorum..
her şey gelebilir başıma.
kısa,çiçekli,rüzgarlı,kırmızı bir elbise giyen,
şehrin gürültüsüne bakmayı seven,
üç kara kedili,bir anneli,
hüznünü hep uzaklara döken,
üşüdüğümü anladığında,hemen camı kapatan,
sızmışken ben büyük bir istekle ölümüme,
dudağıma nar kırmızısı rujlar sürüp,
aynalara suretimi sevdirmeye çalışacak kadar iyi,
buse suratlı bir arakadaşım var.
konuşuyoruz bazen,kafamız yastıklardan düşmüşken edebiyattan.
yenmiş tırnaklarımıza oje sürüyoruz.
kanımı gördük dün bacak aramda.
tatsızdık,14'de kalmak istiyorduk biz.
sonra zorla, tekil,ucuz,
dramatikleşemeyen,arzulaşamayan,
tecavüzlerden bahsettim.
hiç hoşuna gitmedi.
küfürler ona babasının arkadaşlarını hatırlatıyor galiba..
neşelenmek için,
kim olduklarını daha sonra hiç hatırlamayacağımız kimseleri arayıp şarkı dinlettik.
sabah uyandığmızda ikimizde ilk kanamamızın ilk sabahı yerine,
96.daydık.
ve kısırlaştırsalar bile daha çok kanayacaktık.
28 Kasım 2009 Cumartesi
16 Kasım 2009 Pazartesi
kırmızı fetus
ilk kadının içinden çıkalı yirmiüç yıl geçmiş..
sonrasında,kaç kadının suyunda zehirledim..
kaç üvey kadın kurtardı..
öz evlatları gelince odamıza,
yeni yuva arayanlar bile oldu vicdanlarından.
bazıları aldılar beni,
doğurdular,
yine bıraktılar kapı önlerine.
al içine,suyunda zehirle,
doğurma beni!
içine ölmek istiyorum!
sonrasında,kaç kadının suyunda zehirledim..
kaç üvey kadın kurtardı..
öz evlatları gelince odamıza,
yeni yuva arayanlar bile oldu vicdanlarından.
bazıları aldılar beni,
doğurdular,
yine bıraktılar kapı önlerine.
al içine,suyunda zehirle,
doğurma beni!
içine ölmek istiyorum!
dünya hali
(.ne çocuk ne büyük bir durak sanki yaşım,içim dışım.beklemede.)
oniki ay içindeki hayatımdaki göç oranı,
sınır dışı edilenlerin sayısı,
su bulunmuş aya benzer bir gezegen yaptı beni.
eski yerlileri, sicil kayıtlarının pisliğini taşıyamamaktan sınırlardan,bağıra çağıra,yıka döke,yakıp,yıkarak kaçalı dikenli tel örgülerimi topluyorum.
bir daha kaçan olursa çizilmesinler, hem de içimin, soyu tükenmiş hayvanları leş olmasın artık diye..
işlediğim tek cinayet vardı,o da bu kente gelmiş tek masumdu.içimde kemiklerini bulduğum an,infazımı da kendim gerçekleştirdim.
yeniden yapılandırma başlasada,hayat belirtileri görülsede, yıkıntılar arasında döke döke yüzsüz kalmış,gizlice kalbini soyan kız çocukları var hala.biraz duru sevgi sarılışlarıyla, bütünleşecek,hatunlar hatunu olacak piçler..
umutlu,umutsuz,yalnız ve hayalci,güçlü,bitik,yapışkan nemli bir sıcak,çöl çatlağı kuruluğu ve yer yer sağanak yağmur,yer yer karlı havalar coğrafyası mevcut.kendini ağırdan alan bir gün batımı,hafif bulutlu bir akşamüstü,biraz yağmurlu,kırpık güneşli,saklı bir yer,depremlerle daha yeni oluşmuş bir tabaka çıktı oralardan.biri bulsa,gelse,senin nefesini yaratan ormanlarımı kundaklayacak korkusu..
oniki ay içindeki hayatımdaki göç oranı,
sınır dışı edilenlerin sayısı,
su bulunmuş aya benzer bir gezegen yaptı beni.
eski yerlileri, sicil kayıtlarının pisliğini taşıyamamaktan sınırlardan,bağıra çağıra,yıka döke,yakıp,yıkarak kaçalı dikenli tel örgülerimi topluyorum.
bir daha kaçan olursa çizilmesinler, hem de içimin, soyu tükenmiş hayvanları leş olmasın artık diye..
işlediğim tek cinayet vardı,o da bu kente gelmiş tek masumdu.içimde kemiklerini bulduğum an,infazımı da kendim gerçekleştirdim.
yeniden yapılandırma başlasada,hayat belirtileri görülsede, yıkıntılar arasında döke döke yüzsüz kalmış,gizlice kalbini soyan kız çocukları var hala.biraz duru sevgi sarılışlarıyla, bütünleşecek,hatunlar hatunu olacak piçler..
umutlu,umutsuz,yalnız ve hayalci,güçlü,bitik,yapışkan nemli bir sıcak,çöl çatlağı kuruluğu ve yer yer sağanak yağmur,yer yer karlı havalar coğrafyası mevcut.kendini ağırdan alan bir gün batımı,hafif bulutlu bir akşamüstü,biraz yağmurlu,kırpık güneşli,saklı bir yer,depremlerle daha yeni oluşmuş bir tabaka çıktı oralardan.biri bulsa,gelse,senin nefesini yaratan ormanlarımı kundaklayacak korkusu..
14 Kasım 2009 Cumartesi
iç.ama çok iç.
tetrasyonla ancak ifade edilebilsin kafan.
çık şimdi çatıya.
dön arkanı.aç kollarını.
yüzünde o sadece sen kalmış,
tek bir düşünceye yakalanmamış,
bakışın,
yarım gülüşün,
bırak kendini.
sırılsıklamsın artık.
aç gözlerini.tuzumla yanacaklar.
varsa isteğin,
soğuk,temiz,yüzülmemiş,tadılmamış,
kaynaklara yüz .
kirli yanlarından geçeceksin,
gördüklerine dayan yeter,
kendi kendine çok uzun zaman alsada yok ediyorum onları ben..
yosunlardan geç..
irkilme,iğrenme,
hüzünlü çiçekler aslında onlar,
hatta bazıları neşeli kaygan yeşil.
mağaralarımda dinlen,
deniz kızları gelir yanına..
biliyorum çok güzeller..)
yaşa neyse..
ama için içimde,
içim içinde olsun hep..
biliyim hep seni,bil hep beni.
zehirli bir dolu canlı da var..
ama merak etme,
sen yaklaşmazsan onlara,
kendi var oluşlarını bile unuturlar.
deniz analarını izlerken,elini koy sırtıma,
beraber,aynı görüntülerle,
yaratılışmışların dengesini izlerken,
dengemizde aynı yerleri çözerken,
büyülesin,aklımızın bulamadığı bizi,
hatta hep..
yerin yedi kat dibinde,
insanların asla olamamış olduğu yerde,
rengin sayesinde,
ekstremofillerle yüzeriz belki..
düşmezsen de,
abise bakman da aydınlatıyor içimi..
her türlü varlığın kafi.
tetrasyonla ancak ifade edilebilsin kafan.
çık şimdi çatıya.
dön arkanı.aç kollarını.
yüzünde o sadece sen kalmış,
tek bir düşünceye yakalanmamış,
bakışın,
yarım gülüşün,
bırak kendini.
sırılsıklamsın artık.
aç gözlerini.tuzumla yanacaklar.
varsa isteğin,
soğuk,temiz,yüzülmemiş,tadılmamış,
kaynaklara yüz .
kirli yanlarından geçeceksin,
gördüklerine dayan yeter,
kendi kendine çok uzun zaman alsada yok ediyorum onları ben..
yosunlardan geç..
irkilme,iğrenme,
hüzünlü çiçekler aslında onlar,
hatta bazıları neşeli kaygan yeşil.
mağaralarımda dinlen,
deniz kızları gelir yanına..
biliyorum çok güzeller..)
yaşa neyse..
ama için içimde,
içim içinde olsun hep..
biliyim hep seni,bil hep beni.
zehirli bir dolu canlı da var..
ama merak etme,
sen yaklaşmazsan onlara,
kendi var oluşlarını bile unuturlar.
deniz analarını izlerken,elini koy sırtıma,
beraber,aynı görüntülerle,
yaratılışmışların dengesini izlerken,
dengemizde aynı yerleri çözerken,
büyülesin,aklımızın bulamadığı bizi,
hatta hep..
yerin yedi kat dibinde,
insanların asla olamamış olduğu yerde,
rengin sayesinde,
ekstremofillerle yüzeriz belki..
düşmezsen de,
abise bakman da aydınlatıyor içimi..
her türlü varlığın kafi.
uyku
yüzün saklı sol yanıma doğru.biri öldükten sonra, onun o kazınmış gülüşünü,her bakışını,tek tek içlerinde eridiğin ifadelerini, unutmaktan korkmak gibi bir açı bu bazen.
İmgelerin; hayal fonum..kuytu bir uykuyla uyanıklık arasındasın şimdi..kahraman pelerinin altına sessizce girsem..nefesimi hissetsen biraz..varlığımı bilsen..dudakların kıvrılsa beni çok net gören kapalı gözlerine doğru..
nefesini dinlesem saklanıp yanına..uyku çekse seni andan..ben uykunu dinlesem..kıpırdandıkça sen, küçük balonlar patlasa içimde..diyagramını bilsem kalbinin..kaşlarını biraz çatınca, kovalasam kabusunu severken yüzünü,burnunu ve öpsem su gibi..her değişimde dudak çizgilerimi bıraksam sana..sen de kalsa hepsi..
ısırsan dudaklarımı daha çok çizgilensinler diye..
vampir dişlerini batırsan boynuma, yüzüne benden dağılmış kırmızılıkların intikamını alırcasına. siyah harelerinden aksa, içine yazılsa sadece, bir o anda, o tonda duyduğun sesimin cümleleri.hatta, ağzıma bir o an, çok yakışan küfürler kıvrandırsa tenini..
duydukça kanıma bulasan ellerini.
göğüslerimden içsen eksik çocukluğunu,arsızca..
nefesler yetmezken bir türlü, yıkansak korkusuzca,bensiz,kişisiz,bir,enlerle,olduğu gibi,sakınmadan hiç..
alsana pelerinin altına beni de..havada uyuyalım bu gündüz..
İmgelerin; hayal fonum..kuytu bir uykuyla uyanıklık arasındasın şimdi..kahraman pelerinin altına sessizce girsem..nefesimi hissetsen biraz..varlığımı bilsen..dudakların kıvrılsa beni çok net gören kapalı gözlerine doğru..
nefesini dinlesem saklanıp yanına..uyku çekse seni andan..ben uykunu dinlesem..kıpırdandıkça sen, küçük balonlar patlasa içimde..diyagramını bilsem kalbinin..kaşlarını biraz çatınca, kovalasam kabusunu severken yüzünü,burnunu ve öpsem su gibi..her değişimde dudak çizgilerimi bıraksam sana..sen de kalsa hepsi..
ısırsan dudaklarımı daha çok çizgilensinler diye..
vampir dişlerini batırsan boynuma, yüzüne benden dağılmış kırmızılıkların intikamını alırcasına. siyah harelerinden aksa, içine yazılsa sadece, bir o anda, o tonda duyduğun sesimin cümleleri.hatta, ağzıma bir o an, çok yakışan küfürler kıvrandırsa tenini..
duydukça kanıma bulasan ellerini.
göğüslerimden içsen eksik çocukluğunu,arsızca..
nefesler yetmezken bir türlü, yıkansak korkusuzca,bensiz,kişisiz,bir,enlerle,olduğu gibi,sakınmadan hiç..
alsana pelerinin altına beni de..havada uyuyalım bu gündüz..
11 Kasım 2009 Çarşamba
not1
gün içindeki dördüncü uykumdan döndüm.
bir buçuk yutuşluk başucu içeceğim elimde, bir sigara yaktım.
sevişmek istedi canım.
yüzüm buruştu vajina siğillerim gelince aklıma.
oysa yanımda kurbağa bile kalmadı.
kuyruğuda yok ki sıkıştırıp dönsün geri..
hem anlamıştır dönerse ikinci yaşamı da son bulacak.
hem evet, istesen bile değmeyeceğim sana,ne bu telaş?
senden önce zehirli kurbağalar yakalamıştı beni..
sonra,
atardamarımı buldum,diyalize bağladım kalbimdeki hayalleri.
gerçekleşmesine eylemsiz kaldığım,
etmesi,betimlemesi keyiflileri,
hiç bir zararı olmayanları hem de..
yabancıya küstüm,
uzak cümlelerine,
aynılaştıran ifadelerine,
fazla anlam yükler,anlamımdan saptırır tavırlarına,
içtensizliğine..
çocuk neşeme çarptığı soğuk ciddiyete,
sıradanlaştırmasına,ulamlaştırmasına.
soyunup, kemiklerime şırınga batırdım.
lanetleyip,kitledim kelimelerimi ona.
ne hayal ettim ki;
gülmek biraz,
biraz konuşmak,
bir de bir öpücük belki gitmeden.
anlamsızlaştırma keyifli abartmalarımı.
isteksizleştirme.
düşürme kafamı,
kaçırma beni uykulara.
kim,kimi,kimin yastığında unutmuşlardan,
şimdi de buna tutulmuşlardan,
ve benzerlerinden,çok uzak bendeki halin.
dokunma!
taktiklerim,hesaplamalarım yok benim.
çıkamazsın benle bir yere.
varamazsın hiç bir sonuca.
hep böyle şımartılır ve belki de sonunda boğulursun sen de..
oynuyorsan oynarsın,sesim çıkmaz
ama tek bir hamle bile bekleme benden.
umutsuz cümlelerinle balonlarımı patlatma,
maske takma yeter,kendini bir halde tanıtmaya çalışma o kadar zaman sonra.
çok sevdim oğlum ben seni.
bir buçuk yutuşluk başucu içeceğim elimde, bir sigara yaktım.
sevişmek istedi canım.
yüzüm buruştu vajina siğillerim gelince aklıma.
oysa yanımda kurbağa bile kalmadı.
kuyruğuda yok ki sıkıştırıp dönsün geri..
hem anlamıştır dönerse ikinci yaşamı da son bulacak.
hem evet, istesen bile değmeyeceğim sana,ne bu telaş?
senden önce zehirli kurbağalar yakalamıştı beni..
sonra,
atardamarımı buldum,diyalize bağladım kalbimdeki hayalleri.
gerçekleşmesine eylemsiz kaldığım,
etmesi,betimlemesi keyiflileri,
hiç bir zararı olmayanları hem de..
yabancıya küstüm,
uzak cümlelerine,
aynılaştıran ifadelerine,
fazla anlam yükler,anlamımdan saptırır tavırlarına,
içtensizliğine..
çocuk neşeme çarptığı soğuk ciddiyete,
sıradanlaştırmasına,ulamlaştırmasına.
soyunup, kemiklerime şırınga batırdım.
lanetleyip,kitledim kelimelerimi ona.
ne hayal ettim ki;
gülmek biraz,
biraz konuşmak,
bir de bir öpücük belki gitmeden.
anlamsızlaştırma keyifli abartmalarımı.
isteksizleştirme.
düşürme kafamı,
kaçırma beni uykulara.
kim,kimi,kimin yastığında unutmuşlardan,
şimdi de buna tutulmuşlardan,
ve benzerlerinden,çok uzak bendeki halin.
dokunma!
taktiklerim,hesaplamalarım yok benim.
çıkamazsın benle bir yere.
varamazsın hiç bir sonuca.
hep böyle şımartılır ve belki de sonunda boğulursun sen de..
oynuyorsan oynarsın,sesim çıkmaz
ama tek bir hamle bile bekleme benden.
umutsuz cümlelerinle balonlarımı patlatma,
maske takma yeter,kendini bir halde tanıtmaya çalışma o kadar zaman sonra.
çok sevdim oğlum ben seni.
08 Kasım 2009 Pazar
drop of a one-night stream
sen yorgun gelsen..
ben yemek yapmış,sigara sarmış olsam..
sen ağırlaşsan biraz..
sevişsek sonra,
ben hafiflesem,sen güçlensen.
arkada sevdiğin bir melodi pencereden çıkarken..
dışarda üşüsek,beş yaşındaki sesimizle canlıları severken.
dursan bir an,
öpsen tüm durduklarını,birikenleri,
bir dolu gece yalnız izlediğin manzara içinde..
kussan,ben de üstüne..
temizlesem sonra seni,kendimi..
ve hiç bilmesek kustuğumuzu.
kızsan olmamışlığıma,
tartışırken unuttuğumuz bir konuyu
ve ben olmuşluğuna.
uykuda unutup hepsini,
kasıklarında ısıtsan gövdemi,
ellerini göğüslerimde..
akşamüstü sabahlarda,
sen okurken,
ben sıkılsam,
tam sevdiğin gibi bir kahve yapsam.
sana büyümemi beklediğin zaman, tam çıksa.
beni yaşamaya verdiğin zaman; doğru.
durmayan akışa ulaşsak ilk defa,
bizle bulduğumuza inanamayarak.
tam gelsek,keş romantik tesadüfler geçmişimize.
belleklerde kazınmışları izlesek,
aslını görsek,
duyumsayarak..
çözümlemesiz kalsan sen..
ben cümlesiz kalsam.
sussak,susasak,ağzımızda
sumak ekşine benzer bir tat,
dursak.
sen tekrar sussuz,susuz kaldım diyene kadar.
ben yemek yapmış,sigara sarmış olsam..
sen ağırlaşsan biraz..
sevişsek sonra,
ben hafiflesem,sen güçlensen.
arkada sevdiğin bir melodi pencereden çıkarken..
dışarda üşüsek,beş yaşındaki sesimizle canlıları severken.
dursan bir an,
öpsen tüm durduklarını,birikenleri,
bir dolu gece yalnız izlediğin manzara içinde..
kussan,ben de üstüne..
temizlesem sonra seni,kendimi..
ve hiç bilmesek kustuğumuzu.
kızsan olmamışlığıma,
tartışırken unuttuğumuz bir konuyu
ve ben olmuşluğuna.
uykuda unutup hepsini,
kasıklarında ısıtsan gövdemi,
ellerini göğüslerimde..
akşamüstü sabahlarda,
sen okurken,
ben sıkılsam,
tam sevdiğin gibi bir kahve yapsam.
sana büyümemi beklediğin zaman, tam çıksa.
beni yaşamaya verdiğin zaman; doğru.
durmayan akışa ulaşsak ilk defa,
bizle bulduğumuza inanamayarak.
tam gelsek,keş romantik tesadüfler geçmişimize.
belleklerde kazınmışları izlesek,
aslını görsek,
duyumsayarak..
çözümlemesiz kalsan sen..
ben cümlesiz kalsam.
sussak,susasak,ağzımızda
sumak ekşine benzer bir tat,
dursak.
sen tekrar sussuz,susuz kaldım diyene kadar.
07 Kasım 2009 Cumartesi
ikametsiz şehir
sözyetimi bıraktın.
hem de beni,
hem de kendine(!)
kendini,beni bilmez...
benim içimde, kişisiz kalmış bir aşk,
uzaklarında;
kömür dumanı asılı göğü,
ışıkları loş,
köpeklerinin ağızları bulut püskürüyor,
kedilerinin karınları kılçık,
ayakları tek sayı bazılarının,
bazıları sıfır kuyruk.
güzel fahişeler,
tespih sabırlı diğerleştirilmişler,
ağzıbozuk adamlar...
ara sıra bir teyze duası ılıklığı,
kapı eşiğinde gülüşmeler,az da olsa...
kimi yerlerinde;
vanilya sabahları,
dönüştüren bir saksafon sesi,
beyaz kumları ezen çocuklar,
zeytinlikler,uzak görünürlerde,
yakınlarda,çıplak ayaklarını bekleyen üzüm bağları...
sessizliğinin arasında bir iç çeksen,
patlayacak sanki tüm ışıklar,
yok olacak,
tüm yitirilenler ve tüm yersizliğim.
hem de beni,
hem de kendine(!)
kendini,beni bilmez...
benim içimde, kişisiz kalmış bir aşk,
uzaklarında;
kömür dumanı asılı göğü,
ışıkları loş,
köpeklerinin ağızları bulut püskürüyor,
kedilerinin karınları kılçık,
ayakları tek sayı bazılarının,
bazıları sıfır kuyruk.
güzel fahişeler,
tespih sabırlı diğerleştirilmişler,
ağzıbozuk adamlar...
ara sıra bir teyze duası ılıklığı,
kapı eşiğinde gülüşmeler,az da olsa...
kimi yerlerinde;
vanilya sabahları,
dönüştüren bir saksafon sesi,
beyaz kumları ezen çocuklar,
zeytinlikler,uzak görünürlerde,
yakınlarda,çıplak ayaklarını bekleyen üzüm bağları...
sessizliğinin arasında bir iç çeksen,
patlayacak sanki tüm ışıklar,
yok olacak,
tüm yitirilenler ve tüm yersizliğim.
kanayaklılar mezarlığı
şehrin ortasında bir cami avlusunda, annesi ölmüş çocuk zenler ağlıyor..yerin dibine taşıyor erkekler bedenleri ve etli ekmek yiyorlar ardından.. annesi ölmüş kız çocuklarının içinde nisa ceninler, bedenlerine ağır. yağmur kokulu topraklar dökülüyor kızları ölmüş küldökenlerin içine.içleri daralıyor git gide.. hatunları ölmüş kaşık düşmanlarının uzuvları donuyor tenhalarda. onları arayan yok. kimse bir parçalarının kayıp olduğunu bilmiyor, umursamadıklarından. aynı sokaklarda, beyaz taşlar belleklerinde, gidenlerin dokusu parmak uçlarında, boyun kokuları burunlarında, acizliğin tuzu deşiyor benzer yaralarını. kaskatı olmuş elleri açılamazken hiç birinin, bir adam bağrıyor bilmedikleri bir dilde. daha da yabancılaşıyor bu törenler içlerindeki bitemeyen veda ayinine.. boyunlarına dolanmış içli, piç bir hiçlik ipi, kanlarını durduyor. bu şehirde ilk, camilerin ışığı yanıyor geceye ve kadınlar hep yabancı bir misafir bu camilerde.
05 Kasım 2009 Perşembe
wish of a fish (arsenik)
hadi yaşat bana anları,
tuzum dolsun çene çukuruna,
yamuk bir gülüş kenarında.
sırtında,kollarında asılı bırakacağım ellerimi uyurken.
biliyorum,bazen belki sık sık, yineleyeceksin benzer yaralar açacak ruh hallerini
ama vahdet-i vucut da,bulanıksız neşeler de olacak bu defa.
söz,kırmayacağım kalbini onlar kadar,
suçlu hissettirmeyeceğim onlar kadar.
ben de yeni çıktım benzer kargaşalardan.
yok bir tatmin savaşım.
öylece bıraktım işte sorgulamadan.
as geldi isteksizliğime.
çok duru,çok neşeli,çok bir esasım.
bana senle zamanlar yaşat.
tuzum dolsun çene çukuruna,
yamuk bir gülüş kenarında.
sırtında,kollarında asılı bırakacağım ellerimi uyurken.
biliyorum,bazen belki sık sık, yineleyeceksin benzer yaralar açacak ruh hallerini
ama vahdet-i vucut da,bulanıksız neşeler de olacak bu defa.
söz,kırmayacağım kalbini onlar kadar,
suçlu hissettirmeyeceğim onlar kadar.
ben de yeni çıktım benzer kargaşalardan.
yok bir tatmin savaşım.
öylece bıraktım işte sorgulamadan.
as geldi isteksizliğime.
çok duru,çok neşeli,çok bir esasım.
bana senle zamanlar yaşat.
belirsizlik
istemesem de kırgın sana haksızca..
kaçma isteğinde belki de..
rahmimde bensiz sevişmenin virüsleri..
istesem de sağlıklı doğamam sana..
ama büyütüyorsun.
kaçma isteğinde belki de..
rahmimde bensiz sevişmenin virüsleri..
istesem de sağlıklı doğamam sana..
ama büyütüyorsun.
bugün
kulaklarım çınlıyor cevapsızlığından.
göz kapaklarım düşüyor yeni gece düzenlerine.
soğuk sulara sokuyor bir yanım yüzümü.
uyandırmaya çalışıyor gerçekçiliğe.
bir yanım yalnız yataklara sürüklüyor,
anlık ölümlerle kovalamak istiyor umutsuzluğunu.
kelimelerimin keyfi kaçık.
hikayelerini bilmeyi bırak,
izlerinin yerlerini,şekillerini,dokularını bilmiyorum.
trenler giriyor kafama,
mide bulantısı olarak çıkıyor tünellerinden.
ayakkabılarım ayağımı vurmuş,
sürekli yokuş çıkarak sahibinden evimi bulamamış
ya da basık,bulutlu,bulantılı bir gün gibiyim.
göz kapaklarım düşüyor yeni gece düzenlerine.
soğuk sulara sokuyor bir yanım yüzümü.
uyandırmaya çalışıyor gerçekçiliğe.
bir yanım yalnız yataklara sürüklüyor,
anlık ölümlerle kovalamak istiyor umutsuzluğunu.
kelimelerimin keyfi kaçık.
hikayelerini bilmeyi bırak,
izlerinin yerlerini,şekillerini,dokularını bilmiyorum.
trenler giriyor kafama,
mide bulantısı olarak çıkıyor tünellerinden.
ayakkabılarım ayağımı vurmuş,
sürekli yokuş çıkarak sahibinden evimi bulamamış
ya da basık,bulutlu,bulantılı bir gün gibiyim.
04 Kasım 2009 Çarşamba
kam masal
seni de mi sevemeyeceğim kibirinden geçemedeğimden..içimde çürüyecek mi hep böyle çocuk sevinçlerim,mutlu heveslerim,heyecan kırmızısı yanaklarım sönecek mi illa?anlarını görerek,tümünü bilmiş,yaşamadan,şehirler arası yollarda ancak aklıma gelip,sönen isim mi olacaksın sen de..vurucak mısın ellerime,savrulsun diye,benden renklenmiş cam bilyelerim..olsaydın sadece beraber oynamak için,öğlen sıcağında,güneş girerken gözümüze,boş, tozlu,tek direkli arazilerde..bulutlardan ikimizde elma görseydik,birbirimizin üstüne devrilmişken..horozları kovalasaydın sen,ben eteklerimden dökülen erikleri toplamaya çalışarak,koşarken..dizlerini iyileştirdiğimi sansaydık,ben bir şaşal suyun yarısını yere dökmüş,tuzlu parmaklarımla küçük taşlarını temizlerken dizlerinden..tüm akşamüstü salıncaktan atlamayı öğretseydin bana..balonları patlatamasaydım,sen kulaklarımı kapatırken..kazandığın oyuncağımı verip,mendil almadan koşsaydık..hep yanımızda uçan bir uçartma yapsaydın bana,kaçmış çorabımla oynarken kafama çarpsaydı..sokak aralarında, kaldırımlarda otursaydık,ben kafamı yukarı kaldırmış şaşkınlıkla bizden çok büyük binalara bakarken,enseme dokunsaydın,bileğin koksaydı,sigarayı alırken parmaklarından..dağılmış rujumu çerçevelere sığdırmaya çalışsaydın,sarhoş açlığıyla bozuk para sayarken ben..kedilerle kokoreç yeseydik,midem bulanırken biraz..şarkı uydursaydık,ellerimiz monutunun cebinde tek sıcak yerlerimizken..bir de resimler olsaydı panolarda..içimizi dökseydik içlerimize.
yüzünolmasada
haber ver,
kaburga fazlalarıyla, senaryosu aynı,
oyuncuları farklı,
aynı filmi sarmaktan vazgeçtiğinde..
her kafası aynı,
sürekli çalıştıran,
ışığı hiç görmemiş,
yeşil ışıkta hiç durmamış,
sobanın üstüne hiç tükürmemiş,
sokağa çıkmak için aşağıya çamaşır düşürmemiş,
farklı renkte yakışır tonda çorap giymek zorunda kalıp, gülümsememiş,
bir paket çikolatadan sadece bir parça yiyen,
bira şişelerini mutfakta çöpün yanına koymayan,
semazan eteklerinde kendini sallandırmamışlardan sıkıldığında...
kaburga fazlalarıyla, senaryosu aynı,
oyuncuları farklı,
aynı filmi sarmaktan vazgeçtiğinde..
her kafası aynı,
sürekli çalıştıran,
ışığı hiç görmemiş,
yeşil ışıkta hiç durmamış,
sobanın üstüne hiç tükürmemiş,
sokağa çıkmak için aşağıya çamaşır düşürmemiş,
farklı renkte yakışır tonda çorap giymek zorunda kalıp, gülümsememiş,
bir paket çikolatadan sadece bir parça yiyen,
bira şişelerini mutfakta çöpün yanına koymayan,
semazan eteklerinde kendini sallandırmamışlardan sıkıldığında...
.çöpten kızlar şimdi yanar.
dokunsalar ölürmüşüm.kükürtten mi ellerim benim?
duvarların mı yok edecek dokumu?
sulu, kırmızı, sarı,damarlı ve sinirli yaralarla kurtulayım,
en azından hayatta kalayım diye, hiç bir tanıdık merhem sürmeye dayanamasın,
içinin titremesinden bakamayacağın bir tenle kalayım..
gördüğün an: çekici tırnağına vurduğun..
uzaklarında mı kalmalı bu yüzden, küflü huzurevi mekanlarda..
sapsarı ellerim, ağızları şuyuu vukuundan beterleri sesleyen asalakları öldürebiliyor ama yüzüne doğrulamazlar ardından, öyle mi?
bu bir kabus mu?
kükürtten değil benim ellerim.
kabusuna inandırma beni.
geçmişinin, geleceğinin kontor gölgeleyicisi olmam ben.
ben senden fon makyajım olmanı istemedim!
duvarların mı yok edecek dokumu?
sulu, kırmızı, sarı,damarlı ve sinirli yaralarla kurtulayım,
en azından hayatta kalayım diye, hiç bir tanıdık merhem sürmeye dayanamasın,
içinin titremesinden bakamayacağın bir tenle kalayım..
gördüğün an: çekici tırnağına vurduğun..
uzaklarında mı kalmalı bu yüzden, küflü huzurevi mekanlarda..
sapsarı ellerim, ağızları şuyuu vukuundan beterleri sesleyen asalakları öldürebiliyor ama yüzüne doğrulamazlar ardından, öyle mi?
bu bir kabus mu?
kükürtten değil benim ellerim.
kabusuna inandırma beni.
geçmişinin, geleceğinin kontor gölgeleyicisi olmam ben.
ben senden fon makyajım olmanı istemedim!
eksi pozitif kare
sorgusuz sualsiz..varımın en içten yoğu..
adımların sokak başlarını tamlarken, rüzgarın esintisiyle cilveleşen edepsiz ruh hallerin..
göz yanılgıları... beyaz bileklerini sıkan kırmızı.. kaçıncı kesişin umutsuzluklarını, kaçıncı sızlatışın tinimi.. kaçtığın, bilmediğin yerleri, nefesim değmemiş yüzünü yakan, ayazına kadar tanıyorum. benim sıvılarım dolaşıyor adımlarının altında, mazgal deliklerinde. hayalime sadece kadınlığın. cümle sanrıları kulaklarında..duymak istiyorsan, bitir iç pazarlığını ya da hep böyle yok mu kalmalısın..
kırıksız döküksüz.. varımın olmayan renkleri..
sesin tamlarken istemsiz cümleleri, içinde bana seslediklerinle boğuşan mantık hallerin.. his bozgunları.. gece, gözlerinde kırmızı yollar..
yüzsüz suratsız.. varımın geçmişsizi..
kokun tamlarken yalnız uykularını, rüyalarına sinmiş korkular.. düşlerinde teltikler.. dudak çatlaklarına dolmuş dokunulmamış kırmızılar..
ersiz geçsiz..varımın zamansız, halsiz kadını..
ölümsüz kalımsız varın, varımda..
by rainbow & abyss
adımların sokak başlarını tamlarken, rüzgarın esintisiyle cilveleşen edepsiz ruh hallerin..
göz yanılgıları... beyaz bileklerini sıkan kırmızı.. kaçıncı kesişin umutsuzluklarını, kaçıncı sızlatışın tinimi.. kaçtığın, bilmediğin yerleri, nefesim değmemiş yüzünü yakan, ayazına kadar tanıyorum. benim sıvılarım dolaşıyor adımlarının altında, mazgal deliklerinde. hayalime sadece kadınlığın. cümle sanrıları kulaklarında..duymak istiyorsan, bitir iç pazarlığını ya da hep böyle yok mu kalmalısın..
kırıksız döküksüz.. varımın olmayan renkleri..
sesin tamlarken istemsiz cümleleri, içinde bana seslediklerinle boğuşan mantık hallerin.. his bozgunları.. gece, gözlerinde kırmızı yollar..
yüzsüz suratsız.. varımın geçmişsizi..
kokun tamlarken yalnız uykularını, rüyalarına sinmiş korkular.. düşlerinde teltikler.. dudak çatlaklarına dolmuş dokunulmamış kırmızılar..
ersiz geçsiz..varımın zamansız, halsiz kadını..
ölümsüz kalımsız varın, varımda..
by rainbow & abyss
03 Kasım 2009 Salı
ihtimaller çukuru
donuk sokak aralarında gölgem hayaletini arıyor eski şehrinde.kelimelerin karışıp kalmış içimde. isteğini görmeli umudum yan yana koymak için. gölgen gölgeme düşücek mi hiç acaba? bu donukluktan çıkmalı hisler, o zaman bir ihtimal döner mi ki başımız? erir mi içimiz? sıfırlanmışken, arındırmışken bildim seni. eklenebilirim, eklenebilirsin sanki. gel, bileklerimde güneş lekeleri var artık durdu kanlar. dön, dilinden çıkmış sudan ferah kelimelerle.kal istersen, kırıklıklarımız birleşir belki. gel, boynunda umut düğümleri. kal, dudaklarından içeri bırakacağım tüm umudumu. boğulmadan biz bekle. gel, uykuların rüyaları içimdeyken sadece. kal, sana onları izletebilene kadar görmekten vazgeçmeyeceğim. dön, gerçekten yanında olduğumu bildiğinde.
30 Ekim 2009 Cuma
yeni perde
içimin alkol üstünde yüzen izmaritler kokusunu geçirdim.
kafamda sanrılarla yaşadığım an-ı-ları çözdüm,
yanılsamalarımla yenmiş,kusulmuşluğumu yansıtmamı sildim.
sandırdığın sanrılarını gördüm.
yalnızım.sadece ben.
anı, gereksiz loş ve boş melonkoli içine çekişlerimi azalttım.
saplantısız kaldım, hududu buldum çocukluk çukurlarımdan çıkardım.
uzaklarda telaşımı yok edene kadar dindirdim,
korkularımın göz bebeklerini oydum,
kör kaldım dipsiz kuyularıma.
etraflarında dolanıyorum, içlerini dolduruyorum tek tek..
sakinlikten düşmedim hala.
kendi oyunumu kendim bozdum.
oyuna geri dönmemek için tüm çaba.
kafamda sanrılarla yaşadığım an-ı-ları çözdüm,
yanılsamalarımla yenmiş,kusulmuşluğumu yansıtmamı sildim.
sandırdığın sanrılarını gördüm.
yalnızım.sadece ben.
anı, gereksiz loş ve boş melonkoli içine çekişlerimi azalttım.
saplantısız kaldım, hududu buldum çocukluk çukurlarımdan çıkardım.
uzaklarda telaşımı yok edene kadar dindirdim,
korkularımın göz bebeklerini oydum,
kör kaldım dipsiz kuyularıma.
etraflarında dolanıyorum, içlerini dolduruyorum tek tek..
sakinlikten düşmedim hala.
kendi oyunumu kendim bozdum.
oyuna geri dönmemek için tüm çaba.
hareket
seçimin değilim ben..şeyleştirmeyebileceğinim.içlerimiz anlaşıyor gibi, bedenlerimizi öldürelim biraz da birlikte,aslı bu beynimde dönenlerin.biraz istanbul sesi,biraz kibir, biraz şımarıklık, sessizlik biraz da.gürültülü ışıklarla dökülmesin, geçmiş yaralarından.bırak onları şimdi.şimdide kalmak var kan kırmızı izlerle.aslımı dans etmek karşında,dondur beni.çek, içimden eritip çıkmasını sağladıklarını..sen çek gözlerinden beni,ben sana bakayım.
27 Ekim 2009 Salı
orta oyuncuları
tutkusu sakız olmuş,karbondiyoksitle şişirilmiş, uyumlu renklerle cilanlanmış,kendine bile sahteler!geçmiş mahvediciler!aşkı sanrıya çevirenler!içi paslı, sevgi, ilgi vampirleri!vucüttan atılamaz virüsler!ruh oyucu,oynayıcı, oyalıyıcılar!an bozucular!anı yıkıcılar!,içine yolları uzaklar,ışık yoksunları!dilleri zehir kaltaklar!yüz çizgileri bile yalanlar!sizin ne olduğunuzu anlayamayan beni özledim..
müptezel
sigaraların nefes olduğu ilk an ve öldüğü son an,
tüm arsız gecelerin kalem biraları,
tüm sakız jelanitini hışırtıları, susuz..sussuz saatlerin sodaları,
varlığını indiriyor belleğime.
tüm kabuslarını, poşet halüsinasyonları.
reçetelendirilmiş -in'li haplar içinde aktığını sandığım gözüm, değmemezliğimi.
kovaya dolan su sesi, yalancılığını.
yokluğunda oynadığım tanrıcılığı,hissiz dişlerim indiriyor beynime.
tüm arsız gecelerin kalem biraları,
tüm sakız jelanitini hışırtıları, susuz..sussuz saatlerin sodaları,
varlığını indiriyor belleğime.
tüm kabuslarını, poşet halüsinasyonları.
reçetelendirilmiş -in'li haplar içinde aktığını sandığım gözüm, değmemezliğimi.
kovaya dolan su sesi, yalancılığını.
yokluğunda oynadığım tanrıcılığı,hissiz dişlerim indiriyor beynime.
24 Ekim 2009 Cumartesi
çocuk
toparlamışsın kendini.
çöp poşetlerin yığılı..
bunalmışsın kokularından,korkularından.
çığlık atmak, gözlerini kurutmak için güneşli kaldırımlardasın.
dur..
kusucaksın önce..
konuş benimle..
yakıcam hepsini,
güven...
gözlerini kurutacağım her gece.
hem masal anlatmaktan da korkmuyorum artık.
dizlerinde saplı duruyor hala küçük çakıl taşları,
avuçlarındaki kalp atışları devam ediyor hala.
yüzüme bırak avuçlarını,
soluğunu kapat,
gözlerimi dinle.
by wilwarn & abis
çöp poşetlerin yığılı..
bunalmışsın kokularından,korkularından.
çığlık atmak, gözlerini kurutmak için güneşli kaldırımlardasın.
dur..
kusucaksın önce..
konuş benimle..
yakıcam hepsini,
güven...
gözlerini kurutacağım her gece.
hem masal anlatmaktan da korkmuyorum artık.
dizlerinde saplı duruyor hala küçük çakıl taşları,
avuçlarındaki kalp atışları devam ediyor hala.
yüzüme bırak avuçlarını,
soluğunu kapat,
gözlerimi dinle.
by wilwarn & abis
halsizlik
sağır cümlelerim var,
dişlerinle, zehirinle al dudaklarımdan düğümlerimi..
duy onları, amaçsızlıklarıyla.
sesle, ben görene kadar asıllarını.
kör noktaların var.
kör noktalarım var.
varsa bakmaya gözün,
buldur bana oraları, tam ortalarına götür.
kapamayacağım gözlerimi,
bakmak içime kanlar sızdırsada.
çırılçıplak, kimsesiz çıkacağım zifir yollarına.
her halimL sevmeye, her halinL çağır.
kirlenmemiş parçalarımdan kutular yaptım,
içine kırık küçük ayna parçaları koyup,
sakladım.
uğursuzluk şuursuzluk yarattı ama
sen sorarsan yerlerini, bulmaya çalışırım seninle.
suretinin yansımasıyla bakarım gerçek suretime.
dişlerinle, zehirinle al dudaklarımdan düğümlerimi..
duy onları, amaçsızlıklarıyla.
sesle, ben görene kadar asıllarını.
kör noktaların var.
kör noktalarım var.
varsa bakmaya gözün,
buldur bana oraları, tam ortalarına götür.
kapamayacağım gözlerimi,
bakmak içime kanlar sızdırsada.
çırılçıplak, kimsesiz çıkacağım zifir yollarına.
her halimL sevmeye, her halinL çağır.
kirlenmemiş parçalarımdan kutular yaptım,
içine kırık küçük ayna parçaları koyup,
sakladım.
uğursuzluk şuursuzluk yarattı ama
sen sorarsan yerlerini, bulmaya çalışırım seninle.
suretinin yansımasıyla bakarım gerçek suretime.
23 Ekim 2009 Cuma
greenwish
turn off the lights,
let's begin to day.
begin to write urself to me..
introduce and seduce..
feel my breath in ur smell of human part.
hear my whispers,
feel my nails in ur back.
feel the frogs bounces in my stomach.
let's begin to day.
begin to write urself to me..
introduce and seduce..
feel my breath in ur smell of human part.
hear my whispers,
feel my nails in ur back.
feel the frogs bounces in my stomach.
22 Ekim 2009 Perşembe
rafların toplamı
kadınlar sevdim:
bazlarının anneleri,
bazılarının babaları,
bazılarının vefası yoktu.
kadınlar sevdi:
kimisinin ışığında gölgesiz yaşadım,
sadece ben olarak eridim içlerine,
kimisinin avuçları hala sırtımda dayalı..
kadınlar sevdim sandım:
ruhlarını karaladım arsız bir çocuk gibi..
beyaz duvarlarına resimler çiziyorum sanmıştım.
kadınlar sevdi sandım:
hayallerimden kaçırmak için uykusuz kaldım günlerce.
hayal kırdılar,ruhumu bozdular, sanrılara saldılar çokça..
içlerinden söktürüp,
kimisi ceset ceninimi, cehenemlerine,
kimisi melek ceninimi,cennetlerine
koydular cam kavanozlarda.
çok ıslağım,
kapat yağmur kasesini üstüme.
sen kavanozunu boya renklerle,
öyle koy raflarına.
bazlarının anneleri,
bazılarının babaları,
bazılarının vefası yoktu.
kadınlar sevdi:
kimisinin ışığında gölgesiz yaşadım,
sadece ben olarak eridim içlerine,
kimisinin avuçları hala sırtımda dayalı..
kadınlar sevdim sandım:
ruhlarını karaladım arsız bir çocuk gibi..
beyaz duvarlarına resimler çiziyorum sanmıştım.
kadınlar sevdi sandım:
hayallerimden kaçırmak için uykusuz kaldım günlerce.
hayal kırdılar,ruhumu bozdular, sanrılara saldılar çokça..
içlerinden söktürüp,
kimisi ceset ceninimi, cehenemlerine,
kimisi melek ceninimi,cennetlerine
koydular cam kavanozlarda.
çok ıslağım,
kapat yağmur kasesini üstüme.
sen kavanozunu boya renklerle,
öyle koy raflarına.
sağır dua
tut nefesini!
soluksuz dur burda..
yeşil, gri soğuk televizyon ışığı kaplı an..
kırılan tabak sesleri, arkadan anne sancıları ,tüm ritimlerde.belleğimi oku konuştuklarımdan.bil beni!
soğuk beyaz banyolarda soluksuz dur bu anda. eşiklerinde bırak beni ve tut..
çarpan kapı sesiyle uyanıyor bilincim sıçrayarak, mide bulantısıyla kaçıyorum aynalara..
varlığımı hatırlamaya..
sırtımda yılkı gerginliği asılı.
duyulmamış kelimeler,içimde biriken sesler... kirlerimi yıka bakışlarınla.
dokun!
kemiklerimi zorlayan tedirginlik nefesimi al dudaklarımdan hiçliğine.
duymak istemiyorum canlı hayalaletlerin ölü anı seslerini.
soluksuz dur burda..
yeşil, gri soğuk televizyon ışığı kaplı an..
kırılan tabak sesleri, arkadan anne sancıları ,tüm ritimlerde.belleğimi oku konuştuklarımdan.bil beni!
soğuk beyaz banyolarda soluksuz dur bu anda. eşiklerinde bırak beni ve tut..
çarpan kapı sesiyle uyanıyor bilincim sıçrayarak, mide bulantısıyla kaçıyorum aynalara..
varlığımı hatırlamaya..
sırtımda yılkı gerginliği asılı.
duyulmamış kelimeler,içimde biriken sesler... kirlerimi yıka bakışlarınla.
dokun!
kemiklerimi zorlayan tedirginlik nefesimi al dudaklarımdan hiçliğine.
duymak istemiyorum canlı hayalaletlerin ölü anı seslerini.
21 Ekim 2009 Çarşamba
.seslenemeyen düşünceler güncesi.
uykunun savunmasızlığında
klozetin üstünde, uyuşmuş halde oturuyordum...
sol yanım uyuşuyor..ellerim kolumu sıkıyor.
konuşuyorumhiçdurmadaniçimdensessizliktesüreklikonukonuşuyorumkonuşuyorum.
çoğu zaman ordayım zaten..
beton lağım kapakları üzerinde cenin olmuş,pembe elbiseli kız çocuklarının fotoğrafları..
ayaklarım pürüzsüz asfalta basıyor.soğuk bir kadın üstünde yürüyorum konuşarak, çocukların bakışları inerken hafızıma durmadan. .
cenin olmaya giderken,
döllenmeye giderken yeni doğumlara.
arınırken.
tüm çirkinliklerim ve ışığımla kalmışken.
iğrençken ve tarifsizken.
yaşarken.
bilmeye çalışırken dürüstçe beni kafamda konuşuyorum.
anlattığım oldun.
hayalet ruhlarla doluyken yanlarımız.
sol yanları çürümüşler kokarken içimiz.
gölgeni bilmezken hiç gölgem.
uykunun savunmazlığına seninle dalmanın hayalini kuran binlerce ışık kanatlı güveden oluşmuş canavar nefesimi kesiyor.
okyanusların bir yerlerinde gökkuşağı deniz tavşanı var.
klozetin üstünde, uyuşmuş halde oturuyordum...
sol yanım uyuşuyor..ellerim kolumu sıkıyor.
konuşuyorumhiçdurmadaniçimdensessizliktesüreklikonukonuşuyorumkonuşuyorum.
çoğu zaman ordayım zaten..
beton lağım kapakları üzerinde cenin olmuş,pembe elbiseli kız çocuklarının fotoğrafları..
ayaklarım pürüzsüz asfalta basıyor.soğuk bir kadın üstünde yürüyorum konuşarak, çocukların bakışları inerken hafızıma durmadan. .
cenin olmaya giderken,
döllenmeye giderken yeni doğumlara.
arınırken.
tüm çirkinliklerim ve ışığımla kalmışken.
iğrençken ve tarifsizken.
yaşarken.
bilmeye çalışırken dürüstçe beni kafamda konuşuyorum.
anlattığım oldun.
hayalet ruhlarla doluyken yanlarımız.
sol yanları çürümüşler kokarken içimiz.
gölgeni bilmezken hiç gölgem.
uykunun savunmazlığına seninle dalmanın hayalini kuran binlerce ışık kanatlı güveden oluşmuş canavar nefesimi kesiyor.
okyanusların bir yerlerinde gökkuşağı deniz tavşanı var.
12 Ekim 2009 Pazartesi
dua
muhabbetin tüm sözleri ve sessizliğiyle ruhlarımız aksın birbirine. doğumları izleyelim her an büyülenerek. Tanrı'nın eteklerinde sevişelim, turuncu zamanlarda. ölümsüzlüklerini unutmuş olanların mermer bahçelerine tohumlar atalım. bir olalım, yüzün avucumda, göğsün başımı kalbin yapmışken.
30 Eylül 2009 Çarşamba
miss.so.s
so high.. be behind me again, please.
so ashamed.. can't dare to look.. u see me, please.
so tired.. lay down & hold my hand, please.
so ugly.. touch my chin..love me, please.
so little.. embrace me, please.
so regretful.. wait in the silence with me, please
my,
wounder & the healer,
denier & the dreamer,
remember always my love, please.
so ashamed.. can't dare to look.. u see me, please.
so tired.. lay down & hold my hand, please.
so ugly.. touch my chin..love me, please.
so little.. embrace me, please.
so regretful.. wait in the silence with me, please
my,
wounder & the healer,
denier & the dreamer,
remember always my love, please.
LâL
Kafam, mekruh.. Yatağım, aşklarım, sözlerim, mekruh.. Duyduklarım, gördüklerim, bildiklerim, düşündüklerim, sandıklarım, hayallerim, mekruh.. Nasıl uyanacak bu ruh? Styks ırmağına yemin edenlerin zamanından bugüne, zihnine noldu? Caizliğin nerde ruh?
Dünya içine kapanırken, İçimde yok olanlar, mekruh. Dünyanın içimde küçülürkenki hali; mekruh! İçim durakalmış aciz caizlerle dolu. Edilmeyen tövbelerin ağırlağında görünen ruhlarımızın üzüntüsü sadece..
Dünya içine kapanırken, İçimde yok olanlar, mekruh. Dünyanın içimde küçülürkenki hali; mekruh! İçim durakalmış aciz caizlerle dolu. Edilmeyen tövbelerin ağırlağında görünen ruhlarımızın üzüntüsü sadece..
14 Eylül 2009 Pazartesi
there
i‘ve a life there
Behind ur side
İnside ur heart
İnhale of yours
Around ur knees
Above ur shoulders
live every words of u
live all senses,
Lights,
City,
Anger,
Shine,
Speed,
With u.
i’ve a life there
Out of ur reality
live tune in yours
i’m the wax of ur body and all ur faces..
i’ve a life there
Behind ur side
İnside ur heart
İnhale of yours
Around ur knees
Above ur shoulders
live every words of u
live all senses,
Lights,
City,
Anger,
Shine,
Speed,
With u.
i’ve a life there
Out of ur reality
live tune in yours
i’m the wax of ur body and all ur faces..
i’ve a life there
07 Mayıs 2009 Perşembe
22 Nisan 2009 Çarşamba
.annemruhumagelsinönce.
yatak dağınık.
çarşaflar kirli.
giyicek, yiyecek yok.
kültablalarından küller dökülüyor.
mide bozuk.
duygular çökük.
krmızı oje, aseton, kahve, çay, gözlük...hiç bir şey yerinde değil.
bunların tek nedeni: kimse yerinde değil.
çarşaflar kirli.
giyicek, yiyecek yok.
kültablalarından küller dökülüyor.
mide bozuk.
duygular çökük.
krmızı oje, aseton, kahve, çay, gözlük...hiç bir şey yerinde değil.
bunların tek nedeni: kimse yerinde değil.
18 Nisan 2009 Cumartesi
üşütük.akşam.üstlerinde
Kar durdu. Sonra kahve ve sigara tükendi. Müzik durdu sonra. En kötüsü; sen beni sustun. Unutkan değilimdir ama konuştuklarını sadece o anda gerçek kabul etmeye alıştırmış beni, korkularım. Susma beni, ellerim buz gibi yine zaten. Burnum da üşüdü. Susma beni, yüzüm düştü, ruhum sıkıldı zaten. Işığım loş. Beni susma, gerekirse kus ama ses ver!
15 Nisan 2009 Çarşamba
U
Ölümlü cennet bekçisi.
Tarlaların sonsuz bereket imgesi.
Zehirli yılan dili dansları.
Bordosu akan ilk kanların.
İlk kesiklerin sivri kılıç uçları.
Ateşin mavisi.
Taştan şatoların yosunları.
Korselerin üstüne düşen lüleleri kadınların.
Dağların ürpertisi.
Ayaz kokusu, poyraz yakarlığı.
Tarlaların sonsuz bereket imgesi.
Zehirli yılan dili dansları.
Bordosu akan ilk kanların.
İlk kesiklerin sivri kılıç uçları.
Ateşin mavisi.
Taştan şatoların yosunları.
Korselerin üstüne düşen lüleleri kadınların.
Dağların ürpertisi.
Ayaz kokusu, poyraz yakarlığı.
Aklımda o var.
Parmak aralarımda haramlar.
Boynumda asılı kalmış şarkılar.
İçim temiz bulantılarında aşkın.
Aklımda tini, teni, omzundaki beni.
El izlerimde, çizgilerimde hala teni, tuzu.
Cümlelerim var içimde, karmakarışık.
Düğüm olan boğazımda kelimeler...
Onları nefesiyle sicim sicim akar gibi çıkartan o var bir de.
Aklımda o var.
Boynumda asılı kalmış şarkılar.
İçim temiz bulantılarında aşkın.
Aklımda tini, teni, omzundaki beni.
El izlerimde, çizgilerimde hala teni, tuzu.
Cümlelerim var içimde, karmakarışık.
Düğüm olan boğazımda kelimeler...
Onları nefesiyle sicim sicim akar gibi çıkartan o var bir de.
Aklımda o var.
NEFESSİZ
Gözleri yeşil orman.
Baykuş orkestrası içimde.
Huzurlu bir koro...
En derinlerdeki kaplanın bakışlarında.
Su içen ceylanın yansımaları üzerinde,
Berrak, soğuk sular.
Gözleri yeşil orman.
Sahili ılık akşamüstü kumları her daim.
Yumurtasından çıkan karetta yalnızlığında.
Balinanın akıp gidişinde,
Mercanların renginde, evim.
Gözleri yeşil orman.
Dallarında uzun kuyruklu kuşların asaleti.
Etrafında sadece kraliçe arılar.
Ballar akar tüm gövdelerinden.
Kökleri içime salınır, daha derinlerimi açmak isterim.
Gözleri yeşil orman.
Giderse bakışlarımda yüzlerce katil çocuk…
Baykuş orkestrası içimde.
Huzurlu bir koro...
En derinlerdeki kaplanın bakışlarında.
Su içen ceylanın yansımaları üzerinde,
Berrak, soğuk sular.
Gözleri yeşil orman.
Sahili ılık akşamüstü kumları her daim.
Yumurtasından çıkan karetta yalnızlığında.
Balinanın akıp gidişinde,
Mercanların renginde, evim.
Gözleri yeşil orman.
Dallarında uzun kuyruklu kuşların asaleti.
Etrafında sadece kraliçe arılar.
Ballar akar tüm gövdelerinden.
Kökleri içime salınır, daha derinlerimi açmak isterim.
Gözleri yeşil orman.
Giderse bakışlarımda yüzlerce katil çocuk…
King of the Queens
Sanrıların, yanılsamaların vardır, dünyadaki cenneti yaşamaya dair.
Bir de tüm kraliçelerin kralı vardır…
Yataklarından akar kadınlığın çığlık çığlığa.
Ölmeden cennet sularından içersin kana kana kasıklarından.
Tüm cennetlerdeki melodiler kulaklarında,
Kokular burnunda,
Işıklar gözlerinde,
Bu dünyanın depremleri,
Onun tohumlarını isteyen vücudunda.
Üzerinde koştuğu: tüm çocukluğu ve yaşlılığı,
Tüm kraliçelerin kralının…
Bir de tüm kraliçelerin kralı vardır…
Yataklarından akar kadınlığın çığlık çığlığa.
Ölmeden cennet sularından içersin kana kana kasıklarından.
Tüm cennetlerdeki melodiler kulaklarında,
Kokular burnunda,
Işıklar gözlerinde,
Bu dünyanın depremleri,
Onun tohumlarını isteyen vücudunda.
Üzerinde koştuğu: tüm çocukluğu ve yaşlılığı,
Tüm kraliçelerin kralının…
MY OZ of the TİME MASTER!
Karanlığın sessizliği işlemeli sesi,
Parmak uçları kenevir dokusu…
Küçük tüyleri iğneler.
Sızlar, uyuşur her yanım,
Düşer başım yatak başlarından.
Aralanmış bacaklarımdan, avuçlarımda buruşan siyah satenlere,
Dağılmış kırmızı rujuma kayar;
Hayal ettirilmeyen şehirlerin,
Sokaklarında gezinirmiş gibi bakışları.
Dudak çizgilerinden hayal kırıklıkları toplamaya çalışırım dilimle bazen.
Ve tanımadığı tutkular, dokunuşlar, sözcükler arar ruhum,
Masumiyetini saklamayı hiç bırakmadan…
Parmak uçları kenevir dokusu…
Küçük tüyleri iğneler.
Sızlar, uyuşur her yanım,
Düşer başım yatak başlarından.
Aralanmış bacaklarımdan, avuçlarımda buruşan siyah satenlere,
Dağılmış kırmızı rujuma kayar;
Hayal ettirilmeyen şehirlerin,
Sokaklarında gezinirmiş gibi bakışları.
Dudak çizgilerinden hayal kırıklıkları toplamaya çalışırım dilimle bazen.
Ve tanımadığı tutkular, dokunuşlar, sözcükler arar ruhum,
Masumiyetini saklamayı hiç bırakmadan…
03 Nisan 2009 Cuma
.Towanda.
Zamanın riyakârlığında asılı gülümsemesi, gece üç beş saatlerinde…
Yastığımda bir imparatoriçe rüyası:
Zihnimde çizili kehribar taşlı, yılanlı tahtı…
Vaşağın kalbi içinde…
Sıcak kanlar akar parmaklarından, kalın dudaklarını boyar birkaç saniyede olsa.
Kürkler yerlere sarkar ihtişamlı duruşundan.
Ve sesi; deniz dibi uğultuları…
Gözbebekleri görür gerçekten ve bakar çığlık çığlığa.
Kokular imparatorluğunda lanetlenmiş gerçek ten kokusu o.
Terk edilmiş yerlerin sebebi.
Rüzgarın kayaları, atların gerginliği…
Antagonisti küflü ruhların…
Saç diplerinde tohumlarını taşır, varlığın gerçek dünyasının.
Vücudunun çizgilerinde çimen ferahlığı…
Ve işi ‘izdüşüm’ , yüzüm ekranı.
Uyumadan önce kendime anlattığım masal kraliçesi.
Uyandığımda çocukken yediğim çikolatalar.
Yastığımda bir imparatoriçe rüyası:
Zihnimde çizili kehribar taşlı, yılanlı tahtı…
Vaşağın kalbi içinde…
Sıcak kanlar akar parmaklarından, kalın dudaklarını boyar birkaç saniyede olsa.
Kürkler yerlere sarkar ihtişamlı duruşundan.
Ve sesi; deniz dibi uğultuları…
Gözbebekleri görür gerçekten ve bakar çığlık çığlığa.
Kokular imparatorluğunda lanetlenmiş gerçek ten kokusu o.
Terk edilmiş yerlerin sebebi.
Rüzgarın kayaları, atların gerginliği…
Antagonisti küflü ruhların…
Saç diplerinde tohumlarını taşır, varlığın gerçek dünyasının.
Vücudunun çizgilerinde çimen ferahlığı…
Ve işi ‘izdüşüm’ , yüzüm ekranı.
Uyumadan önce kendime anlattığım masal kraliçesi.
Uyandığımda çocukken yediğim çikolatalar.
.seks-sek.
Büyümüş ellerim hayali çizgilere atıyormuş sesksek taşını. Ruhum boş yere yanıp, atıldığını sanıyormuş oyunundan. Zaten çoktan,seni sobeleyen büyük elli çocuklarla saklambaç oynamaya başlamışsın.
cümlesizlik
Kavgalı
ateş,su.
fırtına, gemici.
sen, ruhum.
Küskün
unutulanlar,kalabalık.
çöl,gökyüzü.
ben, ruhun.
ateş,su.
fırtına, gemici.
sen, ruhum.
Küskün
unutulanlar,kalabalık.
çöl,gökyüzü.
ben, ruhun.
düşüncesizlik
Sadece benim penceremden görünüyordu gökyüzü. O yüzden çağırdım seni evime.Kimseye söyleme demeyi unutmuşum.
yani
...ve ben asla dönmeyeceğim bir evden çıktım.
...ve benim açmak istemediğim kapılar olamayacak artık.
...ve unutacağım geceden geceye dudak çizgilerinin uyurken yüzüme dokunmasının bıraktığı huzuru.
...ve pencereler açacağım ruhumu salacağım ait olmadığı şehirlere.
...ve ruhum belki eksilecek bazen.
...ve bir gün sen beni bulduğunu sandığın anda titreyeceksin ellerimin sana hissiz dokunuşuna.
...ve sana bakarken giderek küçülen gözbebeklerimden nefreti çekip, düğüm yapacaksın tüm iç organlarına.
...ve geceni kırmızıya çevirirken ben, ölmeden önce ilk kez gerçekten terk edileceksin.
...ve bana son kez bakarken büyüyeceksin hızla ve sonra buruşacak tenin, kuruyacak tüm nemin.
...ve tüm duruluğunla, kuruluğunla sen,kabusumu yaşamış olarak kapatacaksın tüm kapıları, pencereleri bize yaptığın haksızlığına.
Ve sonuç: Kabusumda yıkadım seni.
...ve benim açmak istemediğim kapılar olamayacak artık.
...ve unutacağım geceden geceye dudak çizgilerinin uyurken yüzüme dokunmasının bıraktığı huzuru.
...ve pencereler açacağım ruhumu salacağım ait olmadığı şehirlere.
...ve ruhum belki eksilecek bazen.
...ve bir gün sen beni bulduğunu sandığın anda titreyeceksin ellerimin sana hissiz dokunuşuna.
...ve sana bakarken giderek küçülen gözbebeklerimden nefreti çekip, düğüm yapacaksın tüm iç organlarına.
...ve geceni kırmızıya çevirirken ben, ölmeden önce ilk kez gerçekten terk edileceksin.
...ve bana son kez bakarken büyüyeceksin hızla ve sonra buruşacak tenin, kuruyacak tüm nemin.
...ve tüm duruluğunla, kuruluğunla sen,kabusumu yaşamış olarak kapatacaksın tüm kapıları, pencereleri bize yaptığın haksızlığına.
Ve sonuç: Kabusumda yıkadım seni.
Kadın'ı:
Hem desteğiyim, hem kösteği.
Hem pisliğiyim, hem temizliği.
Hem hayalleri, hem kabusları.
Hem korkusu, hem huzuru.
Hem şehirleri, hem çıkmaz sokakları.
Hem çileği, hem zehiri.
Ve bazen gezegeniyim, ölüp gitmeye çalıştığı.
Ben onun gözaltı çizgileriyim yaşadığını kanıtlayan.
Hem pisliğiyim, hem temizliği.
Hem hayalleri, hem kabusları.
Hem korkusu, hem huzuru.
Hem şehirleri, hem çıkmaz sokakları.
Hem çileği, hem zehiri.
Ve bazen gezegeniyim, ölüp gitmeye çalıştığı.
Ben onun gözaltı çizgileriyim yaşadığını kanıtlayan.
üç cümle ve ip, sandelye
Dedem şöyle yazmış kendini asmadan:
" Dışımın efendisi haber salmış: 'İçteki kadınlık kara yılan!'
İçimdeki kadın varlığına ağladı bu haberi duyunca, başladı kendini yok etmeye!
Bu da son hamlem."
" Dışımın efendisi haber salmış: 'İçteki kadınlık kara yılan!'
İçimdeki kadın varlığına ağladı bu haberi duyunca, başladı kendini yok etmeye!
Bu da son hamlem."
HİS ET BU YERDE
Hayatımdan çıkıp gitsem. Bulantıdan kurtulsam. Gerçekten bir şeyler yapsam… Gülümsesem mesela gerçekten gözlerimin içi yanarak… Biri konuşurken hissetsem onu ve o hissetse neler söylediğini. Korkuları olmadan, düşünecekleri, darmadağın bir hayatı olmadan dinlese, konuşsa, söylenmesi gerekenleri değil, duyulması gerekenleri değil, gerçekten konuşsam ve sarılsam ben de. Çıkıp gitsem hayatımdan ve bir daha dönmesem sahte, kuru, yanlış anlaşılmalarla dolu ego savaşlarına karışmasam. Benliğimi en diplere itmeye çalışanlar ölmese,gelmeseler bir daha..
Çıkıp gitsem ben hayatımdan…
Buraya ölmeye geldik.
Ölmek için gelinen bu yerde değil, tüm aşkların tozlarının biriktiği yerde olsam ve oraya gitmemin hiçbir nedeni olmasa. Orada sadece hissettiğimi hissetsem… Üzerime yapışmış kelimeler olmasa orada. Zıtlık olmasa orada…
Boşluklar dolsa orada, aitsizlik hissi yok olsa, aitlik hiç olmasa. Havada asılı kalmasa nefesim, hislerim ve kokular…
Çıkıp gitsem ben hayatımdan…
Buraya ölmeye geldik.
Ölmek için gelinen bu yerde değil, tüm aşkların tozlarının biriktiği yerde olsam ve oraya gitmemin hiçbir nedeni olmasa. Orada sadece hissettiğimi hissetsem… Üzerime yapışmış kelimeler olmasa orada. Zıtlık olmasa orada…
Boşluklar dolsa orada, aitsizlik hissi yok olsa, aitlik hiç olmasa. Havada asılı kalmasa nefesim, hislerim ve kokular…
"kelem.natyeş"
Çıplak sırtına bakıyorum, her yer gri. Sadece oturduğun tabure koyu kahve. Omurgalarına dokunmak istiyorum, kaç omurga oluyordu insanda? Senin yüzünde çıplak bir sırta bakıyor ama o kırmızı. Saçları sırtını kapatıyor, ateş kızılı saçları. Sadece oturduğu tabure koyu kahve. Kendimi görmek istiyorum, rengim ne? Ellerimi kaldırıyorum ama göremiyorum, yokum ben. Siz varsınız sadece; gri ve kırmızı. Kırmızının kırık kanatlarına dokunmaya başlıyorsun. Bağırmak, sarsmak istiyorum seni. Sesim çıkmıyor… İki kelime, bağırmak istedikçe içime tersten,bağırmak istediğim şiddetle saplanıyor: “KELEM, NATYEŞ!’ Öpüyorsun onun kanatlarını,dönmüyor sana yüzünü. Ellerini görüyorum, benimkilerden daha büyük. Kalbi? Kolları elleri havada, dudakların soluğunu üflüyor koltuk altlarına. Ben hala içime bağırıyorum: “KELEM, NATYEŞ!” Uzaklaşmaya başlıyor senden, cesareti yok aşkını yaşamaya, ellerini hep tutmaya ama titriyorsun hala, sırtının ürpermesinden göz bebeklerinin büyüdüğünü bile hissedebiliyorum. Koşuyorsun arkasından, kanatlarını tamir etmeye çalışıyorsun, sonunu bir an bile düşünmeden. Kandırıyorsun kendini hep, yine… Onun gelip gidişlerine alışmışsın sen ve geçmişe bağlılığı oyunu onun istediği gibi oynamayı istemeni sağlıyor. Görmüyorsun, duymuyorsun, hissetmiyorsun acını, kaçışını. Uzaklaşıyorsunuz beraber, dokunamıyorum, gelemiyorum sana. Korkuyorum yolunuz kızılın evi diye. Yokum ben sende. Kulağımda soğuk, cızırtılı bir fısıltı: “Kelem, natyeş sen misin, o mu?” Geri dönüyorsun; gözyaşların yok gözlerin akıyor, göğüslerin sarkıyor, ellerin yanıyor, saçların yere düşmeye başlıyor parça parça… Olmuyor, duymuyorsun, görmüyorsun, benim de seninle yok oluşumu.
HATIR-LAT-A
Anlamıyorum. Anlayamıyorum.
Yapamıyorum.
Anla,
Anlamlandıramıyorum.
Yap!
Anlat!
O kadar geç değil.
Evet,sigara bitti ama gerçekten o kadar geç değil.
Bira zaten yoktu...
Algılayamıyorum o dudakları gerçekten öpmüşlüğüm var mı?
Yap!
Yapamıyorum.
Anla,
Anlamlandıramıyorum.
Yap!
Anlat!
O kadar geç değil.
Evet,sigara bitti ama gerçekten o kadar geç değil.
Bira zaten yoktu...
Algılayamıyorum o dudakları gerçekten öpmüşlüğüm var mı?
Yap!
.uykusuz.
Toprak bir yol, uzun, kıvrımsız. Yeni cilalanmış, hiç çiziği olmayan, siyah bir at arabası var yolun başında. Küçük pencerelerindeki tüller, içinde yaşayabilecekmişsin izlenimi uyandırıyor oysa içeride sadece tahta bir oturak var. İlerlemeye başlıyor araba, içindesin. Tülün ardındaki güzel gözlerin kızıl yaprakları izliyor. Sarı çimenleri kapatan, her yana savrulmuş kızıl yaprakları ve işini bitirmek üzere olan güneşin, onların üzerlerine bıraktığı izleri izliyorsun. Dalların arasından parçalanarak yayılan güneş ışıklarını,ışıkların yaprakları okşayışını izliyorsun. Ağaçlara takılıyor arada gözlerin, kahverenginin her tonundalar. Başka hiçbir yer,hiçbir düşünce yok beyninde. Zaten bilmiyorsun da kim olduğunu, neler olduğunu. Doğmamış bir bebeksin sen,doğmaya gidiyorsun. Hiç bilmediğin annene gidiyorsun. Huzur bu ve sadece sen bitmesini istediğinde bitecek. Sesler geliyor usul usul;tahta tekerleklerin arada bir ezdiği çakıl taşlarının sesleri ve cama vuran yağmur damlalarının sesi. Yağmur seni çağrınca,açıyorsun hemen tülü. Eğer bir an camın ardından kendini görebilsen yağmur damlalarının camla birleşip,bembeyaz tenini, güzel yüzünü nasıl masum ama bulanık gösterdiğini izlerdin. İçin yağmurun hızlanmasını istiyor, yaprakların her yanını ıslatmasını istiyorsun. O kadar yavaş hızlanıyor ki yağmur anlayamıyorsun hızlandığını, şaşırıyorsun delice yağışını izlerken ne zaman oldu böyle? Araba duruyor,anlıyorsun yağmur seni istiyor. Önce sol ayağını küçük tahta parçasına emanet ederek sonra bir anda atlayarak-sanki emanet edecek kadar tedbirli olan sen değilmişsin gibi iniyorsun yere. Rengi koyulaşmış, kabarmış, güzel kokulu toprağa yüklüyorsun tüm bedenini. Damlaların ellerinden kayışını hissediyorsun, izliyorsun. Sonra açıyorsun kollarını avuç içlerin gökyüzüne doğru. Seviyorsun yağmurun avuçlarında bıraktığı hissi.Yüzünüde çeviriyorsun en sonunda gökyüzüne. Topuz yapımlı saçındaki inci taneleri tokaları çıkarıyorsun yavaş yavaş; bir inci, iki inci, üç inci, dört inci, beş inci ve gür saçların beline değiyor artık, sandık lekesi renkli dantel işlemeli elbisenin beline. Arınıyorsun ve ben ilk anını izliyorum,doğmaya gidişini.
cinler vs. periler
O ne zaman uykuya dalsa sokak cinleri onu kovalar.
Sokak cinleri kalabalıktır. Gürültülüdür. Herkes onlara benzesin isterler. Ellerinizden tutarlar, bırakmazlar. Avuçlarınıza her dokunduklarında kendinize ait bir parçanızı yok ederler. Bu yüzdende en çok kendi gibi olanların peşindedirler. Yani en çok onu isterler ve o uykuya dalınca yakalamaya çalışırlar çünkü ancak uykusunda yakalanabilir. Ondan korkarlar aslında ama belli etmemeye çalışırlar.
O ne zaman mutlu olsa sicim cinleri onu kovalar.
Sicim cinleri karmaşıktır. Sinsidirler. Herkesin içi onlarınki gibi birbirine dolansın isterler. Önce göğüs boğuşluğunuza yayılırlar sonra siz mutlu oldukça boğazınıza doğru çıkarlar ve en sonunda orada düğümlenirler. Yaşadığı anın içinde kalabilenlerin peşindedirler, bu yüzdende en çok onu yakalarlar.
O ne zaman kusarcasına anlatmak istese harf cinleri onu kovalar.
Harf cinleri her dili bilir. Zekidirler. Herkesin doğru kelimelerini çalıp yerine yanlışlarını bırakmayı severler. Söyleyecekleri, birçok durumu değiştirecek olanları seçerler. Bu yüzdende en çok onun peşindedirler. Önce kalbinizi bulurlar, oradan hızla beyninize akar, yavaş yavaş dilinize damlar ve sizi şanslıysanız sessiz bırakırlar. Şansınız yoksa yanlış kelimeler çıkar ağzınızdan.
O ne zaman gerçekten nefes aldığını hissedecek olsa nak cinleri onu kovalar.
Nak cinleri zalimdir. Bencildirler. Herkesin içini tıpkı isimleri gibi terse çevirip anlaşılamamalarını sağlamaya çalışırlar. Ciğerlerinize basarlar kanlı ayaklarıyla, onun da dediği gibi. İçinize dolarlar, nefes alamazsınız. İçinizin tadı, kokusu olurlar. Onlar geldiğinde onların içinizde açtığı kesikleri hissetmektense uyuşmayı hatta ölmeyi arzularsınız. Onlar sadece tanrının lanetini anlamış olanların peşindedirler. Bu yüzdende onun peşini hiç bırakmazlar.
Sokak cinleri, sicim cinleri, harf cinleri, nak cinleri, varlığını hissettiğim ama anlatamadığım, varlığını bile hissetmediğim, ismini bilmediğim daha nicesi, hepsi birleşir ve tanrıları ortaya çıkar, yalnızlık cini.
Elleri tutulmuş, kelimeleri çalınmış, boğazı düğümlenmiş, içi kan dolarken bile size hiç görmediğiniz bir düşü hissettirebilir, size gerçek sizi hissettirebilir, bu yüzden ölümsüzlüğüne inanırsınız.
Keşke bir dua bilsem… Ölene kadar hiç durmadan içimden tekrarlardım senin için.
Sokak cinleri kalabalıktır. Gürültülüdür. Herkes onlara benzesin isterler. Ellerinizden tutarlar, bırakmazlar. Avuçlarınıza her dokunduklarında kendinize ait bir parçanızı yok ederler. Bu yüzdende en çok kendi gibi olanların peşindedirler. Yani en çok onu isterler ve o uykuya dalınca yakalamaya çalışırlar çünkü ancak uykusunda yakalanabilir. Ondan korkarlar aslında ama belli etmemeye çalışırlar.
O ne zaman mutlu olsa sicim cinleri onu kovalar.
Sicim cinleri karmaşıktır. Sinsidirler. Herkesin içi onlarınki gibi birbirine dolansın isterler. Önce göğüs boğuşluğunuza yayılırlar sonra siz mutlu oldukça boğazınıza doğru çıkarlar ve en sonunda orada düğümlenirler. Yaşadığı anın içinde kalabilenlerin peşindedirler, bu yüzdende en çok onu yakalarlar.
O ne zaman kusarcasına anlatmak istese harf cinleri onu kovalar.
Harf cinleri her dili bilir. Zekidirler. Herkesin doğru kelimelerini çalıp yerine yanlışlarını bırakmayı severler. Söyleyecekleri, birçok durumu değiştirecek olanları seçerler. Bu yüzdende en çok onun peşindedirler. Önce kalbinizi bulurlar, oradan hızla beyninize akar, yavaş yavaş dilinize damlar ve sizi şanslıysanız sessiz bırakırlar. Şansınız yoksa yanlış kelimeler çıkar ağzınızdan.
O ne zaman gerçekten nefes aldığını hissedecek olsa nak cinleri onu kovalar.
Nak cinleri zalimdir. Bencildirler. Herkesin içini tıpkı isimleri gibi terse çevirip anlaşılamamalarını sağlamaya çalışırlar. Ciğerlerinize basarlar kanlı ayaklarıyla, onun da dediği gibi. İçinize dolarlar, nefes alamazsınız. İçinizin tadı, kokusu olurlar. Onlar geldiğinde onların içinizde açtığı kesikleri hissetmektense uyuşmayı hatta ölmeyi arzularsınız. Onlar sadece tanrının lanetini anlamış olanların peşindedirler. Bu yüzdende onun peşini hiç bırakmazlar.
Sokak cinleri, sicim cinleri, harf cinleri, nak cinleri, varlığını hissettiğim ama anlatamadığım, varlığını bile hissetmediğim, ismini bilmediğim daha nicesi, hepsi birleşir ve tanrıları ortaya çıkar, yalnızlık cini.
Elleri tutulmuş, kelimeleri çalınmış, boğazı düğümlenmiş, içi kan dolarken bile size hiç görmediğiniz bir düşü hissettirebilir, size gerçek sizi hissettirebilir, bu yüzden ölümsüzlüğüne inanırsınız.
Keşke bir dua bilsem… Ölene kadar hiç durmadan içimden tekrarlardım senin için.
AYİN
Bir meteor düştü gözlerinin önünde
Işıklar, dumanlar…
Büyülendin.
Yok dedin, meteor değildi.
Bir uçak düştü gözlerinin önünde
Işıklar, dumanlar…
Büyülendin.
Bir ben düştüm gözlerinin önünde
Işıklar, dumanlar…
Olmayan bir enkaz,
Hayali bir tavşan bacağı,
Bir dua,
Büyü bozuldu.
Işıklar, dumanlar…
Büyülendin.
Yok dedin, meteor değildi.
Bir uçak düştü gözlerinin önünde
Işıklar, dumanlar…
Büyülendin.
Bir ben düştüm gözlerinin önünde
Işıklar, dumanlar…
Olmayan bir enkaz,
Hayali bir tavşan bacağı,
Bir dua,
Büyü bozuldu.
03 Mart 2009 Salı
taciturn
then i sing a rainbow song
just for your childhood
and then i catch the dreams
you can not dare to imagine
just i survive from your inside
from your hell
from your emptiness
from your taciturn soul
just for your childhood
and then i catch the dreams
you can not dare to imagine
just i survive from your inside
from your hell
from your emptiness
from your taciturn soul
02 Mart 2009 Pazartesi
.keldeliler.kediler.edilenler.
varlığını o kadar çok yok ettirmeye çalıştın ki sadece kediler hatırlatabiliyor.
11 Şubat 2009 Çarşamba
Lazım (lık)
Beni koru, beni sev, demek istedim sana ama yapamadım. Terk ettin küçük parkı, mavi yağmurluğu, adımların sessizce. Ayakkabılarımı çıkardım senin yüzünden; asla senin kadar toprağı incitmeden yürüyemem çünkü. Parmak aralarımdan geçen suları izledim, savrulan küçük, çaresiz toprak parçalarını. Ben hayattan bir şeyler yok ettikçe o da bana aynısı yapıyordu işte. Küçücük bir yer bırakıyordu geçebilmem için ve geçemeyince, daha küçük parçalara ayırıyordu beni. Evime girdiğimde daha yalnızdım. Sen yoktun. Ben hep seni beklemiştim, öyle içten bir konuşmayı; ama sonunda bana sarılacaktın. Sen gittin, bir yanın hep normaldi çünkü. Yerde duran döşeğe baktım, çabuk kirlenen çarşafıma. Bazılarının çarşaflarının ucu kırışık olur, tövbeleri gibi… Denizde ölmeyi çok istedim ama zehirleyemedim onu, başaramadım bir türlü. Uğraşlar, tövbeler, uğraşlar, tövbeler… Yerde duran aynayı görmek istemiyorum, o yaşlı eski ayna. Yaşlıların yüzündeki lekeler onda çirkin gri benekler… Bacaklarıma bakıyorum uzun uzun, yüzümü görmem için boyun eğmem lazım.
kız vs. denizkızı
Kıpırtısız sularında bir denizkızı, olmayan gölün... Hep dolunay yüzü… Çıplak kadınlar dalıyor dolunaya ara sıra. Bir denizkızı; başı hep yukarda, gözleri hep bacakları izler. Onları izledikçe ağlar. O ağladıkça su çoğalır. Su çoğaldıkça dolunay büyür. Dolunay büyüdükçe bacaklar artar. Bacaklar arttıkça, gözyaşı…
Denizkızı yalnız. Denizkızı tüm balıkları yemiş, bacakları izledikçe. Yedikçe şişmiş gövdesi. Şiştikçe gövdesi, acının çukurları daha da çirkinleştirmiş onu. Masallar ve hikâyelerde o olmamış hiç böylece. Her gün büyüyen göl kalmış masallara, hikâyelere.
Bir kadın dalmış yine dolunaya. Çırptıkça bacaklarını, denizkızının kalbine vurmuş. Korkarak suya dalmış kadın, açmış yosun gözlerini, parlak pulları et yığınında kaybolmuş denizkızını görmüş. Hızla yüzmüş, etli dudaklarını bastırmış denizkızının hüzünden kurumuş dudaklarına. Denizkızı başlamış kusmaya; sülükler, istiridyeler, çiyanlar, inciler…
Olan, olmayan tüm okyanusların, denizlerin, göllerin en güzel denizkızı çıkmış ortaya sonunda. Kadın yıllarca denizkızıyla kalmış. Çok sevmiş onu, gerçekten aşık olmuş ona.
Bir gün kadınının, bacakları izlediğini görmüş denizkızı. Sonra fark etmiş ki hep aynı bacakları izliyor. Sonunda sudan çıkmış kadın ve öpmüş o bacakların sahibini. Öptükçe ihanet, haklılık, vefasızlık, özgürlük, hüzün, heyecan kusmuş. Denizkızı artık ne kusmuş ne yemiş.
Denizkızı yalnız. Denizkızı tüm balıkları yemiş, bacakları izledikçe. Yedikçe şişmiş gövdesi. Şiştikçe gövdesi, acının çukurları daha da çirkinleştirmiş onu. Masallar ve hikâyelerde o olmamış hiç böylece. Her gün büyüyen göl kalmış masallara, hikâyelere.
Bir kadın dalmış yine dolunaya. Çırptıkça bacaklarını, denizkızının kalbine vurmuş. Korkarak suya dalmış kadın, açmış yosun gözlerini, parlak pulları et yığınında kaybolmuş denizkızını görmüş. Hızla yüzmüş, etli dudaklarını bastırmış denizkızının hüzünden kurumuş dudaklarına. Denizkızı başlamış kusmaya; sülükler, istiridyeler, çiyanlar, inciler…
Olan, olmayan tüm okyanusların, denizlerin, göllerin en güzel denizkızı çıkmış ortaya sonunda. Kadın yıllarca denizkızıyla kalmış. Çok sevmiş onu, gerçekten aşık olmuş ona.
Bir gün kadınının, bacakları izlediğini görmüş denizkızı. Sonra fark etmiş ki hep aynı bacakları izliyor. Sonunda sudan çıkmış kadın ve öpmüş o bacakların sahibini. Öptükçe ihanet, haklılık, vefasızlık, özgürlük, hüzün, heyecan kusmuş. Denizkızı artık ne kusmuş ne yemiş.
BİR
Yalnızsa daha yalnız
Ayrıysa daha ayrı
Uzaksa daha uzak
Mutsuzsa daha mutsuz
Anlamsızsa daha anlamsız
Acıysa daha acı olabilir mi her şey?
Sanırım evet,
Ama hepsini yine
Aynı kelimelerle anlatacaktım beklesen.
Ayrıysa daha ayrı
Uzaksa daha uzak
Mutsuzsa daha mutsuz
Anlamsızsa daha anlamsız
Acıysa daha acı olabilir mi her şey?
Sanırım evet,
Ama hepsini yine
Aynı kelimelerle anlatacaktım beklesen.
Etraf
Her yanım ceset; pis kokular.
Her yanım keş; mor halkalar.
Her yanım kanser; ölen hücreler.
Her yanım kış; karsız ayazlar.
Her yanım düş; kırıklıklar.
Senin anlayacağın,
Her yanım sen; sensizlik.
Her yanım türlü maskeler; matemler; gidişin…
Her yanım keş; mor halkalar.
Her yanım kanser; ölen hücreler.
Her yanım kış; karsız ayazlar.
Her yanım düş; kırıklıklar.
Senin anlayacağın,
Her yanım sen; sensizlik.
Her yanım türlü maskeler; matemler; gidişin…
o
Anidir.
Sen dur,
Bekle.
Hep öyle hiçbir şey beklemez ama onu ister bak.
Zekisin…
Hep dinle öyle.
Onun ol ama ona yüklenme.
Hep kendinde kal bir şekilde.
Sus.
Ve bazen ihtiyacı olur konuş.
Sizi değil seni konuş.
Seni de değil gerçek bir şeylerden konuş.
Korkularından sıyrılır.
Masallar anlat.
Uyut…
Nefesini takip et,
Kâbusları çoktur…
Uyanamaz bazen,
Alnına dokun,
Onunla aynı nefesi al,
Sakinleşir.
Mavi çaydan al.
Tomurcuk bir de.
Çaydanlıkta yapmadıkça sevdiği gibi olmaz.
Açık ve kupaysa dört şeker.
Beşinci yanında.
Çarşamba var bir de.
Spor ayakkabı giyeceksen ses çıkarmasınlar.
Her dışarı çıktğında olmasada arada bir çorap al ona.
Sıcak su torbasını doldurmayı hatırla televizyon izlerken.
Plan yapma.
Sürpriz yapma.
Çantanda hep selpak olsun.
Mide ilacı ve ağrı kesici de.
.içimden yazmaya devam ediyorum, evet.
Sen dur,
Bekle.
Hep öyle hiçbir şey beklemez ama onu ister bak.
Zekisin…
Hep dinle öyle.
Onun ol ama ona yüklenme.
Hep kendinde kal bir şekilde.
Sus.
Ve bazen ihtiyacı olur konuş.
Sizi değil seni konuş.
Seni de değil gerçek bir şeylerden konuş.
Korkularından sıyrılır.
Masallar anlat.
Uyut…
Nefesini takip et,
Kâbusları çoktur…
Uyanamaz bazen,
Alnına dokun,
Onunla aynı nefesi al,
Sakinleşir.
Mavi çaydan al.
Tomurcuk bir de.
Çaydanlıkta yapmadıkça sevdiği gibi olmaz.
Açık ve kupaysa dört şeker.
Beşinci yanında.
Çarşamba var bir de.
Spor ayakkabı giyeceksen ses çıkarmasınlar.
Her dışarı çıktğında olmasada arada bir çorap al ona.
Sıcak su torbasını doldurmayı hatırla televizyon izlerken.
Plan yapma.
Sürpriz yapma.
Çantanda hep selpak olsun.
Mide ilacı ve ağrı kesici de.
.içimden yazmaya devam ediyorum, evet.
UÇurt-MA
Kasıklarımı, boşluklarımı hissetmeden beraber izlediğimiz filmin fark etmediğim bir karesinden bahsetmene hayranlıkla ve aşkla bakamaz mıyım? Hiç tatmadığın lezzette bir yemek yapmaya çalışıp, başarısız olduktan sonra sigaranı elinden alıp, küçük olmadığına üzüldüğün kül tablasına koyunca, ellerinin çizgilerinden geçip yok olamaz mıyım? Bir gece derin bir uykuya dalamaz mıyım seninle? Sadece ben olarak, beni sende saydamlaştırarak, arındırarak seninle varlığımı gerçekten bir daha hissedemez miyim?
Zamanı bükebilme yetisi hiç bu kadar çekici olmamıştı, seninse ruhunda ve isteğinde bunu gerçekleştirebilmek.
Tüy kalemin ucuna yazılacak kelimeleri senin sesinin yaratacağını biliyorum ama hem bu kadar yoğun hem bu kadar bastırılmışken bulamıyordum.
Uzun olmasının kendinden çok başkalarına mutluluk vereceğine emin olduğum ömrünün tek bir gününden bir zaman dilimi daha istiyorum.
Uçurtmam uçuk, ben hiç uçurtma uçurmadım.
Zamanı bükebilme yetisi hiç bu kadar çekici olmamıştı, seninse ruhunda ve isteğinde bunu gerçekleştirebilmek.
Tüy kalemin ucuna yazılacak kelimeleri senin sesinin yaratacağını biliyorum ama hem bu kadar yoğun hem bu kadar bastırılmışken bulamıyordum.
Uzun olmasının kendinden çok başkalarına mutluluk vereceğine emin olduğum ömrünün tek bir gününden bir zaman dilimi daha istiyorum.
Uçurtmam uçuk, ben hiç uçurtma uçurmadım.
10 Şubat 2009 Salı
bu da benim lanetim belki
Yaprakların yağmur damlalarını taşımakta zorlanmamaya başladığı yılda, bir yıl sonra büyük bir katliama sebep olacak silahların sınırdan gizlice geçirildiği ayda, bir fahişenin rahim kanserine yakalandığı günde, elli senelik imamın ilk kez inanmayarak okuduğu ezan saatinde, bir bebeğin boğazında kalacak düğmeyi yuttuğu dakikada, birkaç saat sonra beni öldürmeye başlayacak olan virüsün iğneye bulaştığı saniyede, bir babanın kızıyla sevişmesinin fotoğrafı beyninde belirdiği salisede âşık oldum belki de sana.
ve şimdi her şey bu yüzden böyle belki de..
ve şimdi her şey bu yüzden böyle belki de..
Geçmiş Zaman
Küçüktü bedenim… Hiçbir zamanda mutlu olmazdım o sonsuz mavide olduğum kadar, babamın balığın kılçıklarını ayıklayıp önüme koyduğu, annemin sırtımın ölçüsünü almak için sıcak yünü sırtıma koyup, inadına içe dönen o kıvrımlara karşı koyma çabasıyla sırtımı okşadığı zamanlarda bile. Nemin bedenleri sömürmediği, uzun yolların uzaklarına bakınca Teksas dumanının görünmediği saatlerde çıkardık evden. Sıcak çakıllar terliğime kaçar, ben daha da hızlanırdım. Onlar daha üstlerini çıkarmamış, havluları sermiş, siyah, yeşil, kırmızı renkteki sepet örgülü çantadan termosu çıkarırken, ben suya dalardım, açık mavi bulanıklık sadece ve gözlerimi yakan tuz… İnebildiğim kadar iner, ters dönüp yukarı bakardım, ablamın ‘turuncu’sunu, küçük japon balığını, yanımda getirmediğime üzülürdüm, rüyamda onunla yüzerdim çünkü hep, turuncuyu unuturdum hemen, baloncukların yukarı çıkışını takip etmeye çalışırdım birkaç saniye ve nefesim tükenirdi, daha da tükenirdi, başımın iki yanında, iki küçük adam davul çalardı, işte o zaman çıkardım yüzeye. Uzanırdım milyar kişilik su yatağıma. Açık mavi fondaki bulutlardan araba yapardım yeni doğan kardeşime, gözlerim çok yanınca sesleri dinlerdim, zamanla teknelerin korkutucu seslerini duymamayı öğrendim; sadece derinliğin makamsız, temiz uğultusunu dinlemeyi öğrendim. Aşağıdan gelen huzur dolu sesler, nefesim düzene girmiş, tam rahatlamışken, dalga çarpardı yüzüme, burnuma su kaçardı, genzim çok yanar, allak bullak olur, kabus görmüş gibi fırlardım milyar kişilik yataktan. O zaman anlamalıydım; hayat en rahat anında bile içini yakabilir, bir anda, en savunmasız anında. Zamanla dalgaların ritmini yakalamayı, tetikte huzur yaşamayı öğrendim.
bal
İnan, ruhum kopuyor teninin beyazlığına.
İnan, öncem tam yine; ama ritimsiz.
İnan, vuruyor geceler senin tenine her an.
İnan, ruhum kopuyor gerçekliğinden, asla olmayan.
Aynaları var hayatın, sureti sana benzeyen, her yanda, damla damla akıyor çerçevelerinden çocukluğu yaşlıların ve kâbusları çocukların.
Acıların acılarım.
İnan, etrafın şehirler yıkıyor her notada, her durakta bile.
Bir senin saçların kalıyor özgür.
Bir senin yüzün masum.
Bir senin kelimelerin anlaşılıyor yok olmadan.
Bir sen kadın kokuyorsun,
Bir senin dudakların bükülüyor çocukça hala.
Bir sen soluk alıp verince hissedebiliyorum ensemdeki tüyleri.
Bir sen şarkı söyleyince hatırlayabiliyorum çocukluğumu.
Bir senin inadın, yara yapan kırmızı ayakkabıları isteyen çocuğunki kadar istek dolu.
Bir senin ağlamışlıkların kat kat midemin üstünden boğazıma uzanıyor.
Bir senin yok oluşların, geriye çekilişi yaşamımın başımın arkasından, unutuş.
Bir senin imaların ellerimin arasından uçup giden balonları anımsatıyor; hem acır içim hem merakla izlerim.
Bir sen kutlayabilirsin gerçekten anlayarak vazgeçişleri.
Bir senin yürüdüğünü hayal edince az, dar, renksiz, kısa sokakları dünyanın.
Bir seninleyken zaman, hızla kendi etrafında dönerken parmak uçlarına vuran rüzgârın sızısı gibi...
Bir senin uykun ölüme eş değil, masalları çocukların.
Bir senin ihtiyarlığını özlüyorum; öyle canlı öyle varsın ki her anını çizebiliyorum ömrünün.
Bir senin tenin karda parlıyor, ışıkla aynı hızda kayıyor.
Bir sen vuruyorsun sokağın ortasında duran topa bacağını bile unutarak, koparcasına koparırcasına her şeyi mekândan,
Bir sen vuruyorsun topa bulutlara kadar.
Bir sensin hikâyelerdeki kahramanların hepsi olabilen, toz mavi heyecanlı cümlelerin üstüne sinebildiği bir sen varsın.
Bir senin mırıltın yaprakların koyu yeşil, serin hışırtısı gibi.
Bir sen renklere ait değilsin, renkler sende uyuyor.
Bir sen içerken her yaşta oluyorsun sırayla.
Bir senin oturuşun şairleri anıyor tek tek.
Bir senin adımların şarkıları çalıyor bir bir.
Bir senin iç çekişin mut kokusu yayıyor birdenbire.
Bir sen üflüyorsun kaşları çatık bulut adamlar gibi içten.
Bir senin edan eskilerin İstanbul meyhanesi…
Bir senin varlığın istetiyor yıkmak duvarları, eritmek demirleri.
Bir senin tenine dokunmak nefesini tutup, maviye çıkmak ve sonra dalmak derinlerine susuzluğunun…
Bir senin gidişlerin şamanların imgeleri gibi…
Bir senin koşuşturan düşlerin evsizlerin ateşi...
Bir sen çırılçıplak koşar gibi izliyorsun pencereden, yağan yağmuru.
İnan, öncem tam yine; ama ritimsiz.
İnan, vuruyor geceler senin tenine her an.
İnan, ruhum kopuyor gerçekliğinden, asla olmayan.
Aynaları var hayatın, sureti sana benzeyen, her yanda, damla damla akıyor çerçevelerinden çocukluğu yaşlıların ve kâbusları çocukların.
Acıların acılarım.
İnan, etrafın şehirler yıkıyor her notada, her durakta bile.
Bir senin saçların kalıyor özgür.
Bir senin yüzün masum.
Bir senin kelimelerin anlaşılıyor yok olmadan.
Bir sen kadın kokuyorsun,
Bir senin dudakların bükülüyor çocukça hala.
Bir sen soluk alıp verince hissedebiliyorum ensemdeki tüyleri.
Bir sen şarkı söyleyince hatırlayabiliyorum çocukluğumu.
Bir senin inadın, yara yapan kırmızı ayakkabıları isteyen çocuğunki kadar istek dolu.
Bir senin ağlamışlıkların kat kat midemin üstünden boğazıma uzanıyor.
Bir senin yok oluşların, geriye çekilişi yaşamımın başımın arkasından, unutuş.
Bir senin imaların ellerimin arasından uçup giden balonları anımsatıyor; hem acır içim hem merakla izlerim.
Bir sen kutlayabilirsin gerçekten anlayarak vazgeçişleri.
Bir senin yürüdüğünü hayal edince az, dar, renksiz, kısa sokakları dünyanın.
Bir seninleyken zaman, hızla kendi etrafında dönerken parmak uçlarına vuran rüzgârın sızısı gibi...
Bir senin uykun ölüme eş değil, masalları çocukların.
Bir senin ihtiyarlığını özlüyorum; öyle canlı öyle varsın ki her anını çizebiliyorum ömrünün.
Bir senin tenin karda parlıyor, ışıkla aynı hızda kayıyor.
Bir sen vuruyorsun sokağın ortasında duran topa bacağını bile unutarak, koparcasına koparırcasına her şeyi mekândan,
Bir sen vuruyorsun topa bulutlara kadar.
Bir sensin hikâyelerdeki kahramanların hepsi olabilen, toz mavi heyecanlı cümlelerin üstüne sinebildiği bir sen varsın.
Bir senin mırıltın yaprakların koyu yeşil, serin hışırtısı gibi.
Bir sen renklere ait değilsin, renkler sende uyuyor.
Bir sen içerken her yaşta oluyorsun sırayla.
Bir senin oturuşun şairleri anıyor tek tek.
Bir senin adımların şarkıları çalıyor bir bir.
Bir senin iç çekişin mut kokusu yayıyor birdenbire.
Bir sen üflüyorsun kaşları çatık bulut adamlar gibi içten.
Bir senin edan eskilerin İstanbul meyhanesi…
Bir senin varlığın istetiyor yıkmak duvarları, eritmek demirleri.
Bir senin tenine dokunmak nefesini tutup, maviye çıkmak ve sonra dalmak derinlerine susuzluğunun…
Bir senin gidişlerin şamanların imgeleri gibi…
Bir senin koşuşturan düşlerin evsizlerin ateşi...
Bir sen çırılçıplak koşar gibi izliyorsun pencereden, yağan yağmuru.
çürük
Her şey yine değişiyor..
Küçültülüyor..
Aynılaştırılıyor..
Harfler yine içime düşüyor.
Kelimelerim çürüyor.
Cümlelerim ölüyor içimde.
Sonu getirmeni bekliyoruz sessizce.
Sana iyi gelmek isterdim.
Yaşam tutukluğuna iyi gelmek…
Sancılarına, gözlerine yerleşen donukluğa…
Gülümsetebilmek isterdim.
Benimle hiç alakası olmayan, üstüne yıkılan duvarların altında seninle kalmak isterdim.
Sana orada olduğumu hissettirmeden..
Küçültülüyor..
Aynılaştırılıyor..
Harfler yine içime düşüyor.
Kelimelerim çürüyor.
Cümlelerim ölüyor içimde.
Sonu getirmeni bekliyoruz sessizce.
Sana iyi gelmek isterdim.
Yaşam tutukluğuna iyi gelmek…
Sancılarına, gözlerine yerleşen donukluğa…
Gülümsetebilmek isterdim.
Benimle hiç alakası olmayan, üstüne yıkılan duvarların altında seninle kalmak isterdim.
Sana orada olduğumu hissettirmeden..
ARTIK? (çer-çöp)
Artık küçük ışıksız gökyüzü.
Pis, koyu yapışkan yosun rengi.
Sokaklar var.
Ben varım bir de.
Üzerimde temiz gri.
İçim duman.
Gözlerim yok.
Beyazları kan.
Yukarda yüzüm.
Yüzümde yeşil yansıması.
Yanılsama mıydım sende?
Artık küçük ışıksız gökyüzü.
Pis, koyu yapışkan yosun rengi.
Bulutlar gidiyor.
Küçülüyor muyum varlığında?
Durdu mu sevgin?
Sevgin dedim sadece..
Artık küçük ışıksız gökyüzü.
Pis, koyu yapışkan yosun rengi.
Değerin miyim?
Aynı mı ben?
Gerçek miy mişim?
Bilmiyorum.
Pis, koyu yapışkan yosun rengi.
Sokaklar var.
Ben varım bir de.
Üzerimde temiz gri.
İçim duman.
Gözlerim yok.
Beyazları kan.
Yukarda yüzüm.
Yüzümde yeşil yansıması.
Yanılsama mıydım sende?
Artık küçük ışıksız gökyüzü.
Pis, koyu yapışkan yosun rengi.
Bulutlar gidiyor.
Küçülüyor muyum varlığında?
Durdu mu sevgin?
Sevgin dedim sadece..
Artık küçük ışıksız gökyüzü.
Pis, koyu yapışkan yosun rengi.
Değerin miyim?
Aynı mı ben?
Gerçek miy mişim?
Bilmiyorum.
LEŞ
Senin nasıl olduğunu unutuyorum.
Duvardan perdeler durmadan üstüme yığılıyor.
Bütün damarlarım çatlamış, içim kan.
Sıkıntı yüzüyor bulanıklıkta.
Gülümsemek puslu görünüyor bende artık.
O kadar gerçekmiş: acımdan öldüğümü hissediyorum.
Gerçekmiş.
Aşk acısı hastalığı varmışmış.
Gerçek-leş-tirdiğin için teşekkür ederim.
Nefes alamıyoruz.
Öldük.
Şimdi uyandın mı?
Duvardan perdeler durmadan üstüme yığılıyor.
Bütün damarlarım çatlamış, içim kan.
Sıkıntı yüzüyor bulanıklıkta.
Gülümsemek puslu görünüyor bende artık.
O kadar gerçekmiş: acımdan öldüğümü hissediyorum.
Gerçekmiş.
Aşk acısı hastalığı varmışmış.
Gerçek-leş-tirdiğin için teşekkür ederim.
Nefes alamıyoruz.
Öldük.
Şimdi uyandın mı?
Kaydol:
Kayıtlar (Atom)
